fright_night korku_gecesi

Yönetmen:Craig Gillespie
Senaryo:Marti Noxon, Tom Holland
Oyuncular:Anton Yelchin, Colin Farrell, Toni Collette, David Tennant, Imogen Poots
Yapım Yılı: 2011
Ülke: ABD
[ratings]


Konu: Las Vegas yakınlarındaki küçük bir çöl kasabasında geçen filmimiz lise öğrencisi Charley Brewster etrafında gelişir. Charley’nin gittiği lisedeki sınıf arkadaşları hergün biraz daha eksilmektedir. Kimse kayıplardan şüphelenmez. Charley’nin arkadaşı Ed’in ise çok değişik bir teorisi vardır. Ona göre Charley’lerin yeni komşusu bir vampirdir ve kasabada kaybolan herkes aslında onun kurbanıdır. Charley başlangıçta Ed’in saçmalıklarına inanmaz. Sonrasında yaşayacağı bazı olaylar fikir değiştirmesine neden olacaktır. Kendisi de komşularının bir vampir olduğunu düşünmeye başlayan Charley yardım alabileceği, kendisine inanabilecek birisini arar. Ne var ki tek aklına gelen TV’de bir korku showu sunan Peter Vincent dır.

1985 tarihli Tom Holland imzalı korku klasiğinin bu yeniden yapımında vampir komşu rolünde Colin Farrell oynuyor. Orjinaline göre birçok farkı olan filmde en farklı karakterlerden biri de Dr. Who’dan tanıdığımız David Tenannt’ın canlandırdığı, Get Him to The Greek’in çılgın rock şarkıcısı formatındaki Peter Vincent karakteri.


Vampirler cehennemi

Yönetmen:Jim Mickle
Senaryo:Jim Mickle, Nick Damici
Oyuncular:Nick Damici, Connor Paolo, Danielle Harris
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD
[ratings]


Konu: Dünya ekonomik ve politik olarak çökmüş, bir de üstüne vampir salgını patlak vermiştir. Vampirler dünyanın belli bölgelerini ele geçirmişlerdir, ABD’nin durumu da pek iyi değildir. Yeniyetme kahramanımız Martin’in çiftlik evine vampir saldırısı olur ve ailesi öldürülür. Martin’i ise olay yerine son anda intikal eden, Mister (Usta) adlı vampir avcısı kurtarır. Martin artık ustanın çırağı olmuştur. Onunla birlikte ülkeyi baştan başa geçerek kuzeyde, Kanada’daki vampirlerden arınmış bölgeye sığınmaya çalışırlarken Martin de kalfalık yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

Afişinde “Yılın Amerikan Korku Filmi” olarak nitelenen Stake Land zaman zaman durağanlaşsa da genelde çok iyi bir apokaliptik vampir filmi. Filmi 2009 yapımı The Road’un tonunda modern bir apokaliptik yol öyküsü-western-korku olarak nitelendirebiliriz. Kahramanımız Martin’in adı da büyük olasılıkla sinema tarihinin en çarpıcı vampir filmlerinden biri olan George Romero’nun “Martin” ine bir gönderme…


Yönetmen:Paul Solet
Senaryo:Paul Solet
Oyuncular: Jordan Ladd, Samantha Ferris, Gabrielle Rose
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD
[ratings]


Konu: Hamileliğinin 8. ayında olan Madeline, Grace adını koyacağı kızının doğumu için hazırlık yapmaya başlamıştır. Kocasının itirazına rağmen, tamamen doğal yollardan doğum yaptıran bir klinikle anlaşır. Kliniğe doğuma gittikleri gece kaza yaparlar. Madeline kazada hem kocasını hem de doğmamış çocuğunu kaybeder. Bunalıma giren Madeline ölü çocuğunu doğurmaya karar verir. Ölü çocuğunu doğumdan sonra kucağına alır ve bir süre onunla konuşur. Çocuk bir anda canlanır. Şaşıran Madeline Grace’i alarak evine döner. İlginç bir biçimde sağlıklı görünen bebek bir yandan da tüm sinekleri üzerine çekmekte ve altına yapmadığı durumda bile kötü kokmaktadır. Grace’in karnı acıktığında Madeline onu emzirmek ister. Ama Grace süt değil, kan emmektedir.

İlginç bir film olan Grace, seyircisine birçok farklı olasılığı ve soruyu aynı anda düşündürebiliyor. Bebek gerçekten var ve kan emiyor mu, yoksa Madeline delirdi ve hayaller mi görüyor? Bir anne çocuğu için neleri feda edebilir? Yardımcı karakterlerinin işleniş tarzı ve atmosferi ile tekinsiz, öyküsü ile farklı, gerilim seviyesi iyi, başarılı bir bağımsız korku sineması örneği.


gir kanıma

Yönetmen:Matt Reeves
Senaryo:Matt Reeves, John Ajvide Lindqvist,
Oyuncular: Kodi Smit-McPhee, Chloe Moretz, Elias Koteas
Yapım Yılı: 2010
Ülke: ABD, İngiltere
[ratings]


Konu: 12 yaşındaki Owen, babasız büyüyen ve okuldaki kabadayıların hergün hedefi olan sessiz ve duygulu bir çocuktur. Owen’ın hayatı yeni komşularının taşınması ile değişecektir. Abby, tıpkı Owen gibi 12 yaşında olan sevimli bir kızdır. İkili arkadaş olurlar ve aralarında sıkı bir bağ kurulur. Abby de tıpkı Owen gibi yalnızlık çekmektedir. Ancak Owen’ın Abby hakkında bilmediği çok şey vardır. Mesela ne mi? Mesela Abby’nin babasının aslında kanlı bir seri katil olduğu. Mesela bu cinayetleri aslında zevk için değil, Abby’nin karnı doysun diye işlediği. Mesela aslında Abby’nin 12 yaş görünümünde bir vampir olduğu gibi.

Korkufilmi.net olarak 2009 yılının en iyi korku filmi seçtiğimiz İsveç yapımı LÃ¥t den rätte komma in (Let the right one in) filminin sadece 1 (bir) yıl sonra çekilen ABD yeniden yapımı. Filmin yönetmenini Cloverfield (Canavar) filmi ile tanıyoruz.


Living Dead Girl

Yönetmen:Jean Rollin
Senaryo:Jacques Ralf, Jean Rollin
Oyuncular:Françoise Blanchard, Marina Pierro, Carina Barone, Mike Marshall
Yapım Yılı: 1982
Ülke: Fransa
[ratings]


Konu: Çok yakın iki arkadaş olan Catherine ve Helene kan kardeşi olurlar ve bir yemin ederler: Hangisi önce ölürse diğeri de arkadaşının ardından onu takip edecektir. Önce Catherine ölür. Henüz genç bir kadındır. Catherine aile şatolarının bodrumundaki lahite konulmuştur. Ancak 2 yıl sonra, toksik atıkları illegal biçimde buraya atmaya karar veren bir grup ahmak, varilleri illegal biçimde devirirler ve ortaya çıkan toksik gaz alaşımından faydalanan Catherine yaşayanların arasına dönmeye karar verir. Yalnız Catherine’in bir sorunu vardır: Doyurulmak bilmeyen kana susamışlığı. Ahmak adamları oracıkta tırnaklarıyla öldüren Catherine yavaş adımlarla aile şatosuna doğru seğirtir. Sevgili arkadaşının anıları ve özlemiyle öteden beri şatoyu satın almak isteyen eski dostu Helene ise durumdan habersiz, emlakçıyla görüşmek üzere şatoya gelir. Bir de ne görsün ki ölü dostu Catherine, emlakçının kanlı cesedinin başında oturur vaziyettedir.

Korku Filmleri Yorumu: Bana göre birçok açıdan Jean Rollin’in en iyi filmlerinden biri, belki de en iyisi. Belli bir türün içindeki filmler arasında da (bu tür zombi filmleri midir, vampir filmleri midir nedir?) kayda değer yere sahip olabilecek, o yere sahip olması gereken, bence önemli bir film.

Bugün B sineması, veya Avrupa İstismar sineması ile ilgili hangi kitabı açarsanız açın Jean Rollin ismini orada altın harflerle “Seks İstismarı” (Sexploitation) ve Erotik Korku Sineması başlıkları altında görebilirsiniz. Ancak adı bu başlıklar altında anılan, adı bu alt türlerle özdeşleşmiş bir yönetmenin elinden, her ne kadar pekçok kitap ve sitede “Erotik Korku” başlığı altında sınıflandırılsa da, bu denli içe dönük, bu kadar çarpıcı, özel, mahrem, kişilikli ve hassas film izlemiş olduğunu fark edebilmek, ancak algı yolları bütünüyle tıkanmamış, her nasılsa ezbercilikten uzak kalmayı başarabilmiş, halen-herşeye rağmen saflığın değerini bilen izleyicilere nasip olabilir. Burada bahsi geçen özellikteki izleyici işte şu sonucu veya akıl kamaşmasını hissedip ikirciklenebilmeli: “…lan acaba kötü film gerçekte kötü değil mi?…”

Ucuz erotik korku filmlerinin, Emmanuele 6 gibi saf erotik filmlerin yönetmeninden bahsediyoruz. Bu durumda nasıl bir içe dönüklük, nasıl bir mahremiyet, nasıl bir saflıktan bahsedebiliriz peki?

İşte bu noktada Jean Rollin’in anlatısının özgünlüğüne konuk olacaksınız. Bu an o özgünlüğü hissedeceğiniz an. Aralarında bu derece kanla ve tutkuyla bağlı bir ilişki, neredeyse bir varlık-yokluk aşkı olan Catherine ve Helene’in ilişkilerinin mekaniğini izleyiciye göstermeyecek çünkü. Bu ilişkinin, yönetmenin etiketinden dolayı hemen aklınıza gelebilecek “lezbiyenlik” gibi olasılıkları, ilk paragrafta sözünü ettiğim “saf bakışınızı” yitirdiyseniz, isterseniz bu filmi on kere izleyin peşinizi bırakmaz çünkü. Bırakın bu filmi, nereye bakarsanız bakın bırakmaz. Ancak üzgünüz, bu film bu anlamda sizi tatmin etmeyecek. Çünkü bu erotik filmlerin, softcore pornoların yönetmeninden, baş iki karakterin aralarındaki mahremiyette saklı olabilecek kadar güçlü, ve izleyiciye aktarıldığı boyutunun nedensizliği ölçüsünde duru bir dostluğun, ümitsiz anlatısıdır.

Ne kadar mı erotik? Hangi porno, hangi erotik sinema yönetmeni Helene’in elleriyle, çıplak Catherine’i yıkadığı, üzerindeki kanları temizlediği sahneyi 50 metre mesafeden çeker? Üstelik dışarıdan, dış gözle? Helene Catherine’i şatonun balkonunda yıkamaktadır; izleyiciyinin ancak yoldan geçen bir yabancının görebileceği kadarını görmesine izin vardır. Bir ev mahremiyeti, Catherine ve Helene arasındaki ilişinin sembolü bir evin mahremiyeti. Buna karşılık yine de bu yıkanma faslı dört duvar arasında değil, balkonda yapılmaktadır! Bütünüyle fikirsiz, tümüyle yabancı değilsiniz bu durumda. Biraz içindesiniz, ama ancak Rollin’in izin verdiği kadar. İşte bu kadar erotik. O erotizmi uzaktan hissedebilir, ancak bu ilişkinin özeline adım atamazsınız.

Filmin mahremiyete verdiği öneme dair bir başka işaret de önem sırasında Helene ve Catherine den sonra gelen iki diğer önemli karakterinin, Barbara ve Greg’in kimliklerinde saklı. Burada Barbara ve Greg ile izleyici arasında sembolik bir ilişki, özdeşleşme bulunuyor. Çünkü onlar turist! Barbara herşeye burnunu sokmayı seven, otun botun fotoğrafını çeken, aktif dinamik heyecanlı, Greg ise keyfine düşkün. Bodrumdaki ahmakları öldürdükten sonra beyaz elbisesi içinde şatoya doğru seğirten Catherine’in fotoğrafını çeken Barbara, daha sonra bu imajdan çok etkileniyor ve turistik yağmasına derinlik katmak üzere şatoya gidip oranın mahremiyetini tehdit etmeye karar veriyor. Ona göre burada elde edebileceği deneyimler ve görüntüler tüketmek için. Oysa bu evde yaşanan bir dram, bu şekilde dış boyutsuz gözlemlerle anlaşılamayacak bir anlam derinliği var. Derin bir öyküyle, bir erotik korku filmi bekleyen izleyici arasında olduğu gibi. Barbara ve Greg’in ölümleri izleyicinin ölümü anlamına geliyor.

Böylesine duygulu bir filmin, görsel açıdan bu kadar zorlayıcı ve sert olması da hatırı sayılır bir tezat doğuruyor. Jean Rollin filmleri içinde herhalde en kanlısı bu. Catherine’in kurbanlarını tırnaklarıyla parçalaması, onlardan parçalar koparması, bunu yaparken sanki kendinden bir parça koparıyormuşçasına acı içinde olması çok çarpıcı (Catherine’in vampir mi yoksa zombi mi olduğu belli değil, çünkü onları yemiyor – kanlarını içiyor) Catherine rolündeki Françoise Blanchard’ın performansı gerçekten mükemmel. Diğer yandan filmin en kilit rolünde, Helene’i canlandıran Marina Pierro’nun kimi zaman aksayan yavan performansı ise belki de filmin tek zayıf noktası.

Gökhan Toka

Film: 10 Puan

Korkutuculuk: 2 Puan

Gerilim: 4 Puan

Kan & Revan: 4 Puan