conjuring - korku seansi

Yönetmen: James Wan
Senaryo: Chad Hayes, Carey Hayes
Oyuncular: Vera Farmiga, Patrick Wilson, Lili Taylor
Yapım Yılı: 2013
Ülke: ABD
[ratings]


Konu: Perron ailesi, küçük yaştaki 5 kızlarıyla birlikte eski bir çiftlik evine taşınırlar. Çok geçmeden evdeki uğursuz bir güç aileye korku dolu geceler yaşatmaya başlayacaktır. Tüm varlıklarını bu eve bağlayan ve gidecek başka yerleri olmayan aile paranormal olaylar konusunda uzman bir çift ile temasa geçer. Ed ve psişik güçleri olan karısı Lorraine Werron (Patrick Wilson ve Vera Farmiga) eve gelerek ne olup bittiğini anlamaya çalışır. Görünüşe göre bir cadının ruhu Perron ailesine musallat olmuştur. Aile nereye giderse gitsin peşlerini bırakmayacak olan bu lanetli ruhtan aileyi kurtarabilmek için Werronlar ekipleri ile birlikte evde çalışmaya başlarlar. Ne var ki bu şimdiye kadar aldıkları en zorlu vakadır. Zaman geçtikçe Werron ailesi de kendilerini bu lanetli gücün tehdidi altında bulacaklardır.

The Conjuring

Yarattığı ve ilk filmini yönettiği Saw (Testere) ile isim yapan, sonrasında çektiği Dead Silence ve Insidious (Ruhlar Bölgesi) gibi filmleri ile korku sinemasına iz bırakan James Wan’dan yine harika bir film! Wan’ın yönettiği Insidious’un beklenen devam filmi de 2013 bitmeden vizyona girecek. Bu yılın Wan açısından oldukça verimli bir yıl olduğunu söyleyebiliriz.

Tıpkı Alper Mestçi’nin Musallat ve Musallat 2 projeleri arasında el attığı “Marid” projesi benzeri, iki adet Insidious filmi arasında, Insidious filmleri ile tematik açıdan benzer bir ara film Conjuring. Insidious 2 nasıl olacak bilinmez ama, 2011’in en iyi filmlerinden biri olan ilk Insidious’dan aşağı kalmayan, mükemmele yakın bir korku filmi aynı zamanda.

the_conjuring_chair2

Wan, Conjuring’de dönem olarak 1970’leri kullanmış, olaylar 1971 yılında geçiyor. Bu tercih sadece öykü boyutuyla yansıma bulmamış, filmin anlatım dili de modern unsurlar barındıran bir 70’ler korku sineması örneği gibi. Filmin ana eksenini oluşturan hayalet öyküsünün, ruh çıkarma-exorcism, cadı, demon ve hatta korkunç kuklalar gibi korku unsurları da eklenerek oldukça dinamik halde sunulduğunu görüyoruz. Conjuring, James Wan’ın şimdiye dek yönettiği filmlerinde kullandığı korku öğelerin bir çoğunu ziyaret ettiği, bir araya getirdiği, yönetmenin şimdiye kadarki birikimini de çok iyi bir biçimde yansıttığı bir “ustalık dönemi” filmi. James Wan korkutuculuk ve gerilim düzeyi açısından Insidious’un ardından, daha minimal bir tarzı benimsediği bu film ile yeni bir zirve yapmayı başarıyor. Kesinlikle, bu film, bu yıl izlediğim en korkutucu ve en gerilim dolu film.

Filme minimal dememin sebebi, örneğin Insidious’a göre bile çok daha az açık-eksplisit korkutucu görsel kullanmasına rağmen, daha çok sesler, gölgeler ve beklentiler üzerinden müthiş bir gerilim yakalayabiliyor olması. Özellikle Bayan Perron’ın (Lili Taylor) exorcism-şeytan çıkarma sahnesi, Exorcist ile birlikte, izlediğim en iyi iki exorcism sahnesinden biri olabilir.

the conjuring exorcism

Film IMDB’deki 7.8 gibi, bir korku filminin kolay kolay erişemeyeceği skorunu sonuna kadar hakkediyor. Belki de yıllar sonra James Wan’ın filmleri anıldığında, yönetmenin Saw (Testere) ve Insidious (Ruhlar Bölgesi) gibi filmlerinden bile önce akla gelecektir. Kült olmaya aday bir yapım. Insidious 2’den beklentilerimizi de çok yukarıya taşımamıza neden oluyor.

Gökhan Toka

3-Harfliler-Marid

Yönetmen: Arkın Aktaç
Senaryo: Murat Toktamışoğlu
Oyuncular: Özgür Özberk, Gülseven Yılmaz, Taner Ertürkler, Serap üstün, Kayra Simur
Yapım Yılı: 2010
Ülke: Türkiye
[ratings]


Konu: Ayla 11 yaşındayken bir gece buna üç harflinin teki musallat olmuştur. Bu musallatlık esnasında Ayla’nın kız kardeşi ölmüş, Ayla da üç gün sürecek bir krize girmiştir. Kız bu 3 gün boyunca ne yaşadığını bilmez, hatırlamaz. Ayla’yı kendisine musallat olan cinden babacan bir hocanın yazdığı muska kurtarmıştır. Muskayı yazan hoca, bunu kesinlikle yanından ayırmaması konusunda Ayla’yı uyarmıştır. Bu olayın üzerinden 20 sene geçmiş, Ayla kocası Serkan ile tam Türk tipi mutluluk beşiği olarak adlandırılabilecek betonerme bir sitedeki darielerinde, tam Türk tipi bir saadet sürmektedir. Çiftin mutlulukları, muskanın kaybolması ile bozulur. Allah Allah. Muska evin içinde nerelere kaybolmuştur? Ayla, yeni bir muska bulması konusunda Serkan’ı uyarır. Serkan bildiği iyi bir muska yazıcısı hocayı mutlu dairelerine bir akşam davet eder, Ayla da boş durur mu, o da yakın arkadaşı Meltem ve onun cindi periydi herşeyle matrak geçen son derece esprili kocası Cem’i aynı akşam davet eder. Bakalım o gece neler yaşanacaktır…

Başta Alper Mestçi olmak üzere Musallat’ı yapan ekibin, Musallat 2’yi çekmeden önce yaptıkları film. İlk çekilen Musallat hariç, Cin-Büyü temalarında üretilmiş iyi bir Türk filmi bana göre olmadı. 3 Harfliler: Marid de bu genellemeye bir istisna değil.

3 Harfliler, kısıtlı bir bütçe ile kapalı alanda (ortalama bir apartman dairesinde) çekilmiş bir film, toplam da 5 oyuncusu var, onların da bazıları fazla. Zaten bütçesi olsa filmin adı 3 Harfliler: Marid değil 3 Harfliler: Madrid olur, olaylar da Madrid’de geçerdi. O zaman cinlerin Madrid maceraları hakkında süper eğlenceli bir film olurdu. Buna benzer çok eğlenceli filmler var sonuçta, Maskeli Beşler: Kuzey Irak mesela. :)

Kapalı alanda, dar kadroyla çekilen filmlere karşı bir ön yargım yok. Bu özellikte onlarca çok başarılı yabancı korku filmi sayılabilir. Ama Türkler bu işi, özellikle de bu işi çok kötü biçimde yapıyorlar. Kötü diyaloglar, kötü senaryolar ve kötü oyunculuklarınız varsa diğer tarz korku filmleri çekebilirsiniz belki ama, bu kötü girdilerle başarılı bir kapalı alan gerilimi çekebilmek mümkün değil malesef. Kapalı alan gerilimi minimal bir anlatı biçimi olduğu için tüm detaylarının incelikle işlenmesi gerekir. Dabbe 2’de olduğu gibi 3 Harfliler de, aynı nedenlerden dolayı çuvallayan bir film. Tıpkı Dabbe 2 gibi izleyiciyi bıktırıcı tekrarlara hapsediyor, ve daha çok bu bıktırıcılığı ile yıldırarak korkutuyor.

Gökhan Toka

Yönetmen: Tom Holland
Senaryo: Tom Holland, Don Mancini, John Lafia
Oyuncular: Catherine Hicks, Chris Sarandon, Alex Vincent, Brad Dourif
Yapım Yılı: 1988
Ülke: ABD
[ratings]


Konu: Charles Lee Ray adındaki seri katil, bir oyuncak mağazasında polisle silahlı çatışmaya girer ve ölümcül biçimde yaralanır. On parmağında on psikopatik yetenek olan Charles, mortu çekmeden önce ruhunu hemen oracıktaki Good Guy Chucky markalı bir oyuncak bebeye aktarmayı başarır. Anlaşılan o ki Charles Lee Ray, seri katil akademisinde voodoo büyüsü dersleri de almıştır. Her neyse, bu Good Guy Çaki oyuncakları, tıpkı günümüzde gazetelerin kupon karşılığı dağıttığı ve “Hello mello wat iz yor neym” diyen sinir bozucu bebeler gibi çat pat konuşmakta, sahipleriyle dertleşebilmektedir. Bekar annesiyle babasız ortamda dertli bir çocukluk geçiren 6 yaşındaki Andy de ne tesadüf ki bir Çaki bebesi ile dertleşmeye ihtiyaç duymaktadır. Çocuğun gerizekalı annesi Karen, Çakisi olmayan çocuğa doğum gününde Çaki el aletleri seti alan bir avanaktır. Andy’nin durumun tuhaflığına dikkatini çekmesi üzerine hali vakti pek yerinde olmayan kadıncağız ucuz yoldan bir Çaki tedarik etmenin yollarını arar. Nasıl ki ucuz etin yahnisi güzel olmuyormuşsa, Çakinin ucuzu da psikopat bir seri katilin ruhuyla donanmış olabilir tabi. Çaki, oyuncak bebe endamına bakmadan tam zamanlı öldürme işlerine devam ederken, işlenen cinayetlerin ihalesi de yavaş yavaş küçücük masum çocukçağız Andy’nin üzerine kalmaktadır. Andy her ne kadar “Çaki öldürüyor onları, Çaki bana acaip şeyler söylüyor” falan gibi ifadeler verse de her nedense anası da dahil kimse çocuğa inanmaz.

Bugün aslında buraya başka film yazacaktım ama dün gece neşeli bir şeyler izleme ihtiyacı doğunca, kendime bir iyilik yapıp şu Çaki’ye bir bakalım dedim ve aradan geçen onca yıla rağmen bu filmden yine çok iyi randıman aldım. Child’s Play serisinin bu ilk filmi, asla eskimeyecek, asla yaşlanmayacak, her zaman zevkle izlenebilecek bir film. Ve dün izlediğimde şaşkınlıkla fark ettiğim biçimde, inanılmayacak kadar hızlı, hiçbirşey için vakit kaybetmeyen, direkt mevzuya giren bir film.

Genelde günümüz izleyicisi eski filmlerin gerilim yaratmak için harcadığı uzun sürelerden, yavaşlığından, temposuzluğundan, modası geçmiş efektlerinden falan şikayetçidir. Child’s Play bu eleştirilere konu olamayacak bir 80ler korku klasiği. Belki de Tom Holland’ın stilinin doğrudan etkisi bu, çünkü yönetmenin aynı şekilde bir 80ler korku klasiği olan ilk filmi Fright Night (Korku Gecesi) da olağanüstü tempolu ve hızlı bir filmdir.

Filmin süresi 86 dakika. Çaki’nin oyuncak bir seri katil olduğunun Andy dışındaki kişiler tarafından da fark edilmesi 42. dakika (Annenin oyuncağın içinde piller olmadan hareket ettiğini fark ettiği efsanevi sahne). Yani filmin tam yarısında gizem çözülüyor. O zamana kadar da Çaki epey bir cinayet işlemiş oluyor, yani ilk 42 dakika da tempolu. 42. dakikadan itibaren de Çaki’yle Andy, Annesi ve Dedektif arasında sürekli bir koşuşturma, kaçmaca, kovalamaca, bir CÜMBÜŞ! Evet CÜMBÜŞ! Çaki, beberuhi gibi salına salına elde bıçak bunları yarım saat boyunca kovalarken, sanırsın ki bir ortaoyunu izliyoruz, aynı anda hem gülüyor hem düşünüyor, hem korkuyor hem geriliyoruz. Çok acaip.

O çok eleştirdiğiniz, beğenmediğiniz eski filmler var ya; onlarda ruh vardı azizim. Doğruya, doğru. Diyelim ki bu film 80lerde hiç yazılmamış ve çekilmemiş, Don Mancini 80leri komada geçirmiş, sonra geçen hafta komadan çıkmış, aklına direkt bu katil oyuncak bebe konusu gelmiş (ki kariyeri boyunca sadece Çaki filmleri yazıp yönetti, sadece Çaki ekmeği yedi bu adam), gitmiş bir stüdyoya anlatmış, “oo harika, çekelim” demiş berikiler de. Sonra da bu hafta yazıp çekmişler bu filmi. Sizce böyle mi olur bu film? Oooo. Hiç böyle olmazdı bebeğim. Ben sana söyleyeyim, çok yavaş, gizemin sakız gibi filmin sonuna kadar uzatılmaya çalışıldığı, katil bebeyle ancak filmin son 15-20 dakikasında yüzleşildiği, gizem faktöründen ve korku faktöründen yana dengeli, çok ciddi bir film olurdu. Belki yine iyi bir film olurdu ama bir cümbüş olmazdı.

80lerin farkı buydu. 80lerde korku sinemasında cümbüş vardı. 80lerin korku filmlerini yaratanlar, korkutacak, gerecek ama aynı zamanda da bir şekilde izleyiciyi eğlendirecek filmler yapmaya çalıştılar. Kendilerini ve anlatılarını günümüzdekiler gibi çok ciddiye almadılar. Bence çok da başarılı oldular. Bakınız Child’s Play, bakınız “Çaki“. Yolun açık olsun Çaki, seni gidi piskopat sevgi beberuhisi.

Gökhan Toka

Yönetmen: Alper Mestci
Senaryo: Alper Mestci
Oyuncular: Türkü Turan, Zeliha Güney, Selim Gürata, Tülay Bursa
Yapım Yılı: 2011
Ülke: Türkiye
[ratings]


Konu: Elif her allahın günü korkunç hayaller gören, gaipten sesler duyan, ayılıp bayılan bir genç hanımdır. Ailesiyle birlikte yaşayan Elif’den besbelli ki ailesi önemli bir sırrı saklamaktadır. Elif çocukluğunda yatan korkunç sırrı öğrenmek üzere bir yolculuğa çıkacak ve kendisine musallat olan karanlık güçleri keşfedecektir.

Türk sinemasındaki en başarılı korku filmlerinden biri olarak gördüğümüz Musallat’ın bu 2. filmi ilkine göre oldukça sönük kalıyor. Aslında tam sönük kalıyor demek de yanlış olur, zira film ani sesler, birdenbire ortalığa fırlayıp canhıraş bağıran ecinniler, süregelen bıktırıcı hoplatma ve zıplatma çabaları ile, önce balon misali şişiyor, ondan sonra sönüyor. Çığlık 2, Halka 2 ve bilimum diğer adınısenkoy 2 gişe korku filminin mekaniği ile gençler arasındaki dolaylı ve bayık korku sohbetleri ile açılan film, devamında da bu gişeci filmlerin yaptığı gibi hoplatma zıplatma çabalarına vakit kaybetmeden hemen girişiyor. Aslında bu ikinci filmde ilkine göre biraz daha fazla konu ve kurcalasan anlam ifade edebilecek bazı alt metinler de var. Yani ani ve yüksek sesler, kısa kısa sekanslar ve bütünlük taşımayan görüntüler ile yuvasına buğday taşıyan karınca gibi korku görüntülerini anlamsızca üst üste yığmak yerine, konuyu üstüne yaslayabileceği biraz karakter ve gerilim yaratmaya çalışsa film doğru bir yoldan başlamış olabilirdi. Ancak baştan itibaren yanlış yöntemi tercih ettiğinden, bir süre sonra ilerleyebileceği yer kalmıyor ve ilk yarı henüz bitmeden oldukça sıkıcı bir film haline geliyor.

Kullandığı örümcek gibi imgeler ile aslında kader ve kaçınılmazlığı üstüne derin, sembolik, durağan, boşluklu ve gerilimli bir psikolojik anlatı olabilecekken (ve olması gerekirken) iki arada bir derede, ne yapmak istediği çok belli olmayan bir film oluyor Musallat 2. Filmle ilgili dikkat çekici ve öne çıkan ayrıntılar sanat yönetimi ve makyaj. Dükkan-ül Hayal’in kaliteli işi hemen dikkat çekiyor. Yine dikkat çeken ve anlam veremediğimiz bir nokta da Dükkan-ül Hayal’in film için hazırlamış olduğu özel efekt sahnelerinin büyük çoğunlukla montajda çıkarılmış olması.

Filmin sonunda ulaşılan noktada ise filmin içindeki birçok detay havada kalıyor. İlk filmdeki gibi bağlayıcı bir son yerine, muhtemelen montaj masasındaki katliam nedeniyle hemen her köşesinden havaya asılı halde kalıveriyor. Bu da izleyicideki hayal kırıklığını daha da artıracaktır.

Musallat 2, dağı taşı kaplayan display reklamlarının ipucunu verdiği gibi, ticari olma çabasını birçok kriterin önünde tutan bir korku filmi. Oysa filmin altyapısı ticari olmaya uygun değil. Film, altyapı ve anlatı olarak psikolojik gerilime yakınken, ticari olsun diye içine bolca ses efekti ve kısa kısa korku görüntüleri eklenmiş, dolayısıyla da iyi bir kuru köfte olabileceği halde kötü bir sulu köfte olmayı tercih etmiş bir tabak yemek gibi.


kara buyu

Yönetmen:John V. Soto
Senaryo:John V. Soto, Anthony Egan
Oyuncular: Michael Dorman, Travis Fimmel, Tahyna Tozzi
Yapım Yılı: 2010
Ülke: Avustralya
[ratings]


Konu: Üniversitede öğrencilik yaptığını düşündüğümüz Ben’e rahmetli babasından tuhaf bir kutu miras kalır. Sanat simsarlığı yapan rahmetli baba bu kutuyu gözü gibi saklamıştır. Ben kutunun ne işe yaradığını anlamaz, yine de arkadaşlarına hava basmayı da ihmal etmez. Alkolü fazla kaçırdıkları bir gece hep beraber kutunun başında toplaşırlar. Hiç hayatlarında kutu görmemiş gibi kutuyla resim çektiren arkadaşlar, ertesi günlerde birbiri ardında ve açıklanamayan biçimlerde ölmeye başlarlar. Üstelik Ben’in kutusu da çalınmıştır! Ben bir yandan kutusunu ararken diğer yandan kutunun cinayetlerle olan ilişkisini anlamaya çalışmakta, tüm bunları yaparken de sıra kendisine gelmeden evvel katili bulmaya çalışmaktadır.

Avustralya yapımı “Needle” Türkçe ismi Kara Büyü olan yüzlerce filmden biri. Son yıllarda Avustralya’dan çok iyi korku filmleri çıkmasına rağmen, bize fazlasıyla amatör gelen bu filmde, katili ve gizemi çözebilmek pek de zor değil.